Okul Olgunluğu

Anaokulu mu? 1. Sınıf mı?

Anne-Babalara Okul Olgunluğu İle İlgili Yardımcı Bilgiler 

İlkokula Hazırlık- Okul olgunluğu nedir?

Çocuğun hayatındaki dönüm noktalarından biri de okula başlamaktır. Çocuk akademik hayatın başlangıcı ile birlikte ilk kez belirli bir disiplin ve plan halinde kurallara uymak, etkinliklere katılım ve okuma-yazma, aritmetik gibi konularda öğrenimini gerçekleştirmeye başlayacaktır. Okuma yazma becerisini kazanması gelecek yaşamında karşılaşacağı akademik olarak verilen görevleri yerine getirebilmesi için önemli bir koşuldur. Fakat okuma yazma becerisini kazabilmek okula uyum sağlama süreci ile paralel olarak gitmektedir. Okula hazır oluş yaş kavramı ile ilgili olmayıp;  çocuğun fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimi açısından belirli bir seviyeye gelmesi ile oluşmaktadır.

İlkokula başlayacak çocuğun sahip olması gereken beceriler nelerdir?

Okula hazır oluş durumunda fiziksel, duygusal, sosyal ve dil-bilişsel anlamda bir bütün olarak akran yaş grubunun gelişimini izlemesi gerektiğinden bahsetmiştik. Okula başlamak sadece okuma yazma öğrenme durumunun dışında, çocuğun duygusal bir zorluğa uğramadan, yeterli bir şekilde öğrenme dönemi olarak tanımlanabilir. Bu anlamda okula başlamadan önce çocuğun gelişimde dikkat edilmesi gereken noktaları şu şekilde özetleyebiliriz:

-Hareket gelişimi;  Okula hazırlık dönemi içerisinde olan çocuklarda gözlenmesi gereken beceriler aşağıdaki gibi sıralanabilir;

• Denge, koordinasyon, ardışık hareket planlama ve el-parmak becerileri hareket gelişimi içerisinde değerlendirilir.

• Kalem tutma, düğme ilikleme, çatal-kaşığı doğru bir şekilde kullabilme

• Temel geometrik şekilleri çizebilme,

• Resim yapma,

• Koşma, zıpkama, sıraları oyunları oynama gibi faaliyetler bu gelişim aşamasında yer almaktadır.

Hareket gelişimi içerisinde çocuklar bahsedilen işlemleri yapmakta zorlanıyorsa ilkokul döneminde kalemi tutup 1 sayfa çizgi çalışması yapmak ya da satıra harfleri sığdırmak gibi akademiksel faaliyetler onları zorlayacaktır. Bu problemler ise beraberinde sosyal-duygusal sorunlara dönüşebilmektedir.

-Dil ve Bilişsel Gelişim;  Dil ve bilişsel gelişim birbiri ile genellikle paralel şekilde ilerlemektedir. Bu anlamda çocuğun dil gelişimi ile ilgili olarak;

• Kendisine anlatılan bir hikayeyi anlaması, yorum yapabilmesi ve yöneltilen soruyu cevaplandırması.

• Benzerlik ve zıtlıkları ifade edebilirler.

• Bilişsel gelişimde ise;

• Görsel/mekansal işlemler, dikkat ve bellek gibi alanları içerir. Örnek olarak en az 4 kelimeyi tekrar edebilmesi, dikkatini bozacak unsurlara direnci (ses vb. ),

• Bakarak şekil kopyalayabilmesi

• Olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurabilmesi beklenmektedir.

Ayrıca çocuklarda gözlemlenen telaffuz hataları harfleri doğru üretemediğinden dolayı okumada gecikmeye neden olabilmekte ve ev içerisinde ödev süreleri uzayabilmektedir. Bu durumda akran grubunun gerisinde takip etmesi sebebiyle çocukta duygusal problemlere neden olup, davranış bozuklukları oluşturabilmektedir.

- Duygusal ve Sosyal gelişim;

Duygusal gelişim dediğimizde;

• Çocuğun duygularını tanımlayabilmesi,

• Karşısındaki kişinin duygularını anlayabilmesi ve empati kurabilmesi,

• Olumlu ve olumsuz duyguların farkında olması,

• Duygularını yönetebilmesi

• İstenmedik olumsuz durumlar karşısında toleransının olması.

Örnek olarak arkadaşının daha hızlı yazması, öğretmeninin söz hakkı vermemesi, oyunlara alınmaması gibi olaylar öfke ve üzüntü gibi duygulara yol açmaktadır. Bu duyguları hissetmek son derece doğaldır. Ancak burada önemli olan bu duyguların sonucunda oluşturduğu davranışlardır. İstenmedik bir davranış ile karşılaştığında uzun süre ağlamak, küsmek, oyunu bozmak gibi davranışlar yerine duygusunu ifade etmek ve farklı çözüm yolları bulabilir.

Duygusal gelişim olarak gerekli olan bu beceriler sosyal gelişiminde temelini oluşturmaktadır.

-Çocuğun sosyal gelişimi ise;

• Arkadaş ilişkileri kurabilmek için konuşma başlatma

• Arkadaşlığı sürdürebilme

• Kendi hakkını savunabilme ve isteklerini erteleyebilmesi içermektedir.

Ayrıca bu dönemde anne ve çocuk arasındaki bağlanma problemi çocukta ayrılık anksiyetesine (kaygı) sebep olabilmektedir. Ayrılık anksiyetesinin temel özelliği; çocuğun bağlandığı kişiden ayrılmasıyla ilgili oluşan kaygının beklenenden fazla olmasıdır. Özellikle okula başlangıç döneminde ve bu süreci devam ettiren ilk aylarında çocukta okula gelmeyi reddetme gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir.  Çünkü çocuk bağlanmayı gerçekleştirdiği kişiye zarar gelebileceğine dair inançları bulunabilmektedir. Anne ve babaları tarafından aşırı korunma sonucu bağımlı olarak yetişmektedir. Bu sebeple aşırı kaygı, öfke, ağlama nöbeti gibi ayrılmaya karşı direnç göstermektedirler.

Çocuk ilkokula başlayış süreci ile birlikte okul içerisinde anaokuluna nazaran daha bireysel bir süreç içerisinde olmaktadır. Bu yüzden anaokulunda oluşmayan ayrılık anksiyetesi ilkokula başlamakla birlikte gelişebilir. Anaokulu sürecinde çocuklar gereksinimlerini karşılama konusunda öğretmenlerinden daha çok destek almaktadır ve bu sebepten dolayı anne ile kurulan bağımlı ilişki devam etmektedir. Ancak ilkokula başlama ile çocuk ihtiyaçlarını karşılama ve ilişkiler açısından bireyselleşme gerçekleştirdiğinden okulu reddetme durumları gerçekleşebilmektedir.

Bu yüzden bu sürece hazır olmayan çocuklarda anaokulu hazırlık grubunu tekrar süreci bir kayıp olarak değerlendirilmemeli aksine öğrenim yaşamının başarılı olması ve sağlıklı bir psikolojiye sahip olabilmesi açısından avantaj olarak düşünülmelidir. Bu anlamda okul öncesi eğitimin önemi büyüktür.

Bu Sayfa Hakkında Görüş Bildirmek İster Misiniz?